İstanbul, her yönüyle büyüleyici bir şehirdir. Güneşin batışını izlerken ya da vapurla karşı kıyıya geçerken kalbiniz aniden çarpar. O anı ölümsüzleştirmek istersiniz ve duygularınızla dolu bir fotoğraf karesi yakalarsınız. Bu yazıda, İstanbul’un gözden kaçan yönlerinden biri olan tarihi hanları keşfedeceğiz. Gezimize, Kapalıçarşı’dan başlayarak bu tarihi yapıları inceleyeceğiz.
Kapalıçarşı, İstanbul’un ikinci tepesinde yer alan ve 60’tan fazla sokağı ile yaklaşık 4 bin dükkânı barındıran dünyanın en eski ve en büyük çarşılarından biridir. Zamanla birçok küçük çarşının birleşmesiyle oluşan bu yapı, iki bedesten ve çok sayıda hanla günümüzdeki halini almıştır. Bugün Kapalıçarşı, sadece bir alışveriş merkezi değil, aynı zamanda geçmişle bugünü birleştiren canlı bir tarih sahnesidir.
Amerikalı yazar Mark Twain, 1867’de yazdığı eserinde Kapalıçarşı’yı canlı ve karmaşık bir yer olarak tanımlamıştır. Ancak son yıllarda bazı dükkanların kapanmasıyla birlikte çarşı biraz değer kaybetmiştir. Yine de, İstanbul’a gelen turistlerin ilk ziyaret etmek istediği yerlerden biri olmayı sürdürmektedir. Kapalıçarşı, tarihi yarımada ile birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer almaktadır.
Kapalıçarşı’nın yapımıyla ilgili olarak iki farklı tarih bulunmaktadır; bazı kaynaklar 1455’i, bazıları ise 1461’i göstermektedir. Çarşının ilk yapısı olan Cevahir Bedesteni’nin kökeni konusunda da tartışmalar mevcuttur. Bazı araştırmacılar bu yapının Bizans dönemine ait olduğunu öne sürerken, diğerleri Fatih döneminde inşa edildiğini savunmaktadır.
Kapalıçarşı, Beyazıt-Kapalıçarşı tramvay durağı yanındaki Çarşıkapı’dan girmek için tercih edilen bir noktadır. Ancak, Çemberlitaş’tan başlayarak Nuruosmaniye Camisi avlusundan geçmek, daha cazip bir alternatif sunar. İçeri girdiğinizde, ilk dükkândan itibaren numaralar tek ve çift olarak sıralanır. 64 numaralı dükkâna ulaştığınızda sağa dönerek, çarşının en eski bölümü olan İç Bedesten’e ulaşabilirsiniz.
İç Bedesten, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiştir ve antikacılarla kuyumcuların bulunduğu göz alıcı bir atmosfere sahiptir. Akşam olduğunda, ağır ahşap kapıları hâlâ sıkı bir şekilde kapatılmaktadır. Ayrıca, Nuruosmaniye Kapısı yakınındaki Sandal Bedesteni, Osmanlı döneminde lüks kumaşların satıldığı önemli bir merkezdir.
Kapalıçarşı’nın anacaddesi, Nuruosmaniye Kapısı’ndan Beyazıt Kapısı’na kadar uzanır. Bu cadde, geçmişte kalpak satıcılarıyla doluyken, günümüzde kuyumcularla dolup taşmaktadır. Caddeye paralel sokaklarda ise halı, deri, tekstil ve hediyelik eşya satışı yapılmaktadır. Kapalıçarşı’nın sokak isimleri, geçmişte burada ne satıldığını anlatan birer hikaye barındırır.
Kapalıçarşı’nın çevresinde bulunan 11 ana kapı, her birinin farklı bir dünyaya açıldığını gösterir. Burada pazarlık kültürü hâlâ yaşamakta ve alışverişin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ayrıca, İstanbul’un Osmanlı döneminden kalma birçok hanı, günümüzde de görülebilmektedir. Bunlardan biri de Kösem Sultan tarafından yaptırılan Büyük Valide Han’dır. Bu han, muhteşem bir İstanbul manzarası sunmaktadır.
Son olarak, Galata Köprüsü’nü geçerek Karaköy’deki Rüstem Paşa Hanı’nı ziyaret etmeden dönmek olmaz. Mimar Sinan tarafından inşa edilen bu yapı, Osmanlı ticaret mimarisinin özgün örneklerinden biridir ve restorasyon çalışmaları devam etmektedir.